bugünü bir yere not etmem lazım.
zira yıllardır teşhisini koyamadığım rahatsızlığımı bugün buldum.
öğrencilik hayatımda, çok istememe rağmen bir türlü oturup ders çalışamamam sorunu ruhumda derin yaralar açtı.
tembellik değildi bu.
zira içimde bir çalışma coşkusuyla masaya oturmam saçlarımı bigudilerken kendimi bulmamla son buluyordu.
zeki ama çalışmıyor çocuklarından değil de zeki ama aptal çocuklardan sayıyordum kendimi.
aptaldım çünkü kabiliyetlerimi doğru yere ve yöne yönlendirecek akla sahip değildim.
iş hayatına atılınca bu sefer de yazmam gereken dilekçeyi son güne kadar bekletmem ama sürekli onu yazmak için hayaller kurmam şeklinde tezahür etti bu aptallık.
peki ya 2003 senesinde başladığım master tezini sene 2010 olduğu halde hala yazamıyor oluşum?
evde de aynı terane, giysi dolabını büyük bir şevkle toplamak için yola çıkıp, kendini kıyafet denerken bulan ben, özensizce geri dolaba tıkılan kıyafetler.
son zamanlarda bu durum işimi etkilemeye başlayınca ciddi ciddi araştırma yapayım dedim.
dikkat bozukluğu, konsantrasyon eksikliği derken internet beni doğru tanıya ulaştırdı; procrastination!
28 yıllık ömrü hayatımda bu kelimeyi ve kavramı yeni duyduğum için ne kadar mahçup olduğumu tahmin edersiniz.
etimolojik olarak bakıldığında procrastination cras -pek tabii ki latincede- yarın, pro da yanlısı olduğundan yarınlara bırakma sevdalısı olarak tanımlanabiliyor.
procrastinatörler asla tembel olarak tanımlanamıyor zira sürekli bir eylem halindeler.

"tez yazmam gereken zamani bilgisayardaki dosyalarimi duzenlemek, bulasik makinesini bosaltmak, kek-borek yapmak, camasirlari yerlestirmek, internetten dizi izlemek gibi eylemlerle gecirmemin afili adi. hayir tez yokken de boyleydim ben. is hayatimda, ozel hayatimda, hatta hobilerimde bile. bir isi yapmaya baslardim. onu yaparken baska seyleri de aradan cikarirdim. esas is geri plana atilmis demezdim, ayni zamanda bissuru is bitirdim diye sevinirdim. oda mi toplanacak? yataktan basla, sonra dolaba yonel. aaa o sirada sehpada fotograflari gor, hoop yataga oturup fotograf bakmaya basla. sonra onlari albume dizmeye karar ver. uzun surecegini dusunup vazgec ama bu arada ortaya sacilmis aksesuarlari toparla, kutulara koy. o arada bir arkadasin hediyesi yuzugu gor, arkadasi ozle, git onu ara. sonra odaya don. kirlileri banyoya goturdugunde lavaboyu ovmaya niyetlen. onu yapmak icin deterjani alirken..... offf daha gider bu. oysa butun bu saykallanmalar boyunca, bir kere bile gecikmedim. hayatimin her doneminde yetismesi gereken bir sey, yetismesi gereken zamanda yetisti. halbuki cok onceden bitirilip, aksilik cikabilir korkusu olmadan, kafa rahat diger ugraslarla ilgilenilebilirdi. (misal yuksek lisans tezimi teslim etmem gereken gunun sabahi saat 5'te basmaya basladim. elektrik kesilir, yazici bozulur diye dusunmedim.) kendimi hep "stres altinda daha verimli calisiyorum" gorusune inandirdim. simdi ise "zaman baskisi olmasa aslinda cok rahat ederdim" diyorum. yaman celiski... bir yandan da beynimin kivrimlari arasinda "cekirge bir sicrar, iki sicrar..." deyisi vinlamakta. herkesin planli, duzenli, titiz, hizli diye tanidigi biri olarak su gunlerde cektiklerimi anlatmam mumkun degil. bu procrastination yaninda yogun bir ic sikintisi ile dolasiyor. surekli sessiz varligiyla tedirgin ediyor ama merak baki kaliyor: nereye kadar? "
bu silsileyi hayatım boyunca o kadar yaşadım ve yaşamaya devam ediyorum ki..
tembel olsan için rahat olur, ama bir procastinatörsen yapmadığın işten dolayı içinin içini yemesi, vicdan azabı insanı öldürüyor.
ama ona rağmen bir yaymacılık, adam sendecilik.
dert bende derman sizde anlayacağınız.
profesyonel tedavi almadan önce size yazayım dedim, belki yardımcı olabilecekler olur.
fix me dude!
öperins!
*ellen degeneres