7 Haziran 2011 Salı

sana karşı ince bir sitem içindeyim.

bir daha dünyaya gelsem yine yengeç burcu olmak isterim.
sanki çok matah bir burçmuş gibi.
ama sanki bir kadına en çok yakışan burçmuş gibi.
sevgiye açlığımı da bu astrolojik olaya bağlıyorum,
sevilmediğime değil.
beni sevmelisin,
zaten seviyorsan iki kere sevmelisin.
sevgide tezahürat isterim.
üçlü çektir;
1-2-3!
sev beni, sev beni,
lalylaylaylaylaylaylay ooo sev beni.
kırma, alınırım, anlamazsın.
hemen affederim ama, şaşırırsın.
bazen sana karşı ince bir sitem içine girer,
bazen okkalı bir küfür ederim.
ama severim.
çok severim.
o kadar çok severim ki,
gözlerin dolar,
gözlerim dolar.
saygılar!

2 Haziran 2011 Perşembe

eminebederleşenler

bu emine beder türban'larının türkiye'de moda olma ihtimali?
pardon emine S beder türbanlarının.

pari'

sanıyorum ben yakın bir zamanda olmasa da kesin bir zamanda paris'e gidiyorum

inanın rüya değil gerçek.

31 Mayıs 2011 Salı

ayıpçı

okumayı bıraktığım zamanlarla yazmayı bıraktığım zamanlar hemen hemen hep aynı zamana denk geliyor.
bundan da çıkarıyorum ki, kitap okumak ruhumun beslenmesinde çok önemli bir etken.
alakalı alakasız, cümlenin içinden yakaladığın bir kelime seni alıp nerelere nerelere götürüyor.
ardından da oturup yazıyorsun.
aynı şey sinema için de geçerli.
ilham alman için tüm duyuların açık film izlerken.
ruhunun açlığını bol kepçe dolduran unsurlardan epeydir uzağım.
en son bir kaç ay önce yeşil peri gecesi'ni bitirdim ayfer tunç'tan,
kapak kızı'nın hemen ardından.
evet belki biraz "dizi film estetiğine" sahipti he ikisi de,
ama güzeldi, etkileyiciydi.
kapağı kapattım, kaldım.
o günden beri de kitap okumuyorum.
filedelfiya hikayeleri-yeşim erdem bana yarenlik ediyor, çantamda benimle her yere gelerek.
umutluyum yakında başlayacağım.
böyle kitaplarla ilgili yazınca aklıma bir şey geldi ama yazılmaz, ayıp.
biz ayıpçılık yapmayalım, daha çok okuyalım daha çok yazalım.
öperins!

4 Mayıs 2011 Çarşamba

yazara övgü

nasıl ki aldığım çoğu moda dergisinin sadece resimlerine baktığımı fark ettiğimde almayı bıraktım,
bloğun bünyemdeki algılanışında sadece görsellik yer almaya başladığında da bloğu bırakmak geldi içimden, yazmamak.
yazmadım, resimlere baktım.
sonra düşündüm, hiç fena yazmadığım geldi aklıma.
bunu bırakayım da başkaları söylemesin,
ben söyleyeyim.
ama en sadık izleyicim kendim olduğum hesaba katılsın,
dönüp dönüp yazdıklarımı tekrar okuduğum da.
yazar derken altında edebi anlamlar aramayalım ama.
bir ayşe arman, bir ayşe özyılmazel ne kadar yazarsa ben de o kadar yazarım.
belki biraz daha iyi.
adım ayşe olmasa da.
ama ben bugün fark ettim ki yazılarımı okumayı özlemişim.
yazmayı değil ve fakat okumayı.
bu sebepledir ki, ne kadar işim olursa olsun yazacağım.
kimse okumasa bile kendim için.
göbeğime de ayşe derim belki.
öperins!

8 Nisan 2011 Cuma

blogspot versus tumblr

a-aa blog, benim bloğum, canımm.
unutmadım aslında,
her gün giriyorum, okuyorum mütemadiyen
ancak yazmak içimden gelmiyor diyebileceğim kadar bile aklıma yazmak gelmiyor.
gelmiyordu daha doğrusu.
ve yıllardır yazmadığımı o an farkettim.
nerdesin derseniz, ben artık tumblr'da takılıyorum.
anlamam, çözmem uzun süre aldı gerçi.
hatta o ara epey de sövmüştüm kendisine.
ancak tadına bir kez varınca hem de pratikliğini görünce, blogspotun pabucunu dama attım.
gelirseniz http://allegrande.tumblr.com/adresinde ikamet etmekteyim.
şakalar, espriler, resimler, yorumlar, siyasi mesajlar.
"ne ararsan var abicim"ci bir blog orası.
burası eş, orası metres gibi yani.
bilmem anlatabiliyo muyuMG?
öperins!
hırsızlara ölüm!

14 Mart 2011 Pazartesi

vee kazanan!

66. yorum sahibi mente mente.
saati de ekrana sığdırmaya çalıştığım için fotoğraf bi abuk oldu ama bizde her şey şeffaf, eheheh :)
neyse menteciğim, blog zulmünden bloga girip de bunu görebilirsen ve bana mail atarsan ayrıntıları konuşuruz ;)
geri kalanları da öperins!