30 Ocak 2009 Cuma

beşiktaşıma hayırlı olsun.
fabian ernts gelmiş.
sertmiş, tam aradığımız adammış.
peki kimmiş;
30 Mayıs 1979'da Almanya'nın Hannover kentinde doğan Fabian Ernst, futbola doğduğu şehirde başladı. 1998 yılına kadar Hannover forması giyen orta saha oyuncusu, 1998 - 2000 yılları arasında Hamburg, 2000-2005 yılları arasında ise Werder Bremen'de top koşturdu. Ernst, şu anda 2005 yılında transfer olduğu Schalke 04 forması giyiyordu.
Alman Bundesliga'da şimdiye kadar 312 maça çıkan Fabian Ernst, 24 kez de Almanya milli takımında görev aldı. 1.83 boyunda ve 80 kilo olan 30 yaşındaki oyuncu orta sahada görev yapıyor.
umutlu olmak istiyorum,
mutlu olmak istiyorum,
sevinmek için sevmedik ama
sövmek için de sevmedik ya!

şans elize!

bugünlerde geçmişe özlemim pek yoğun.
o güzel fransızca kelime gibi "nostaljik" oldum resmen.
fillere de taş çıkaran hafızam sağolsun,
ayrıntılarla yaşıyorum..
konuşmaydı aguydu guguydu derken ortaokul sıralarıma kadar geldim,
babamın memuriyeti nedeniyle çok il gezdim.
(ahahahah bayılıyorum bu söz öbeğine de)
her ilimiz ayrı güzel(bırak bu popülizmi) biliyorum ama
istanbul,kıbrıs, antalya ve ankara il il dolaşmış memurun görev yerleri nazara alındığında daha bi güzel sanki.
şanslı olduğumu sıkça dile getirdiğim için şaşırmadığınızı umuyorum.
bu şans olayı da şöyle aslında;
biri bana sorduğunda şanslıyım diyorum.
çünkü şanstan bende bol miktarda var,
ama iyisi de kötüsü de...
pişmiş tavuğun başına gelmeyecek iş de gelir başıma,
hayatta başaramazsın denilen işleri de başarırım..
öyle de şanslıyım işte.
her ne ise efenim bu gezişlerimizin ortaokul kısmına tekabül eden şehir antalya'dır.
antalya malumunuz sıcak..
nisanda denize girmeye başlıyoruz.
ama sınıfta kalorifer yok soba kuruyoruz.
aralıkta incecik kıyafetler giyebiliyoruz.
ama okula siyah önlükle gidiyoruz.
sobanın önünde ısınalım derken önlük böyle parlak bir hal alıyor.
ama o önlüğü çıkarıp koşarak denzie girebiliyoruz.
sefillik mi desem, vezirlik mi desem...
iyisi mi şans diyeyim..
şans!!
öperins!

29 Ocak 2009 Perşembe

dahi anlamındaki "ben"!

7 aylıkken başladım konuşmaya,
9 aylıkken mama istiyorum,
13 aylıkken "anne bu kim" dedim.
ay bazında değil de sene olarak bakıldığında 5 yaşımda tanıştım okul sıralarıyla.
hem erken başladım okula hem geç.
yaşım 5ti ama aylardan da kasımdı.
yani akranlarım anasınıfında şarkılar söylerlerken,
okul arkadaşlarım ise çizgileri, yuvarlakları çoktan çizmişlerken,
ben ahşap sıra ve tebeşirle yeni tanıştım.
evde kendi kendime okuma yazma söküp, problemleri dahice çözdüğümden değil heves ettiğim için başladım okula.
okuma ağacına ilk ben çıktım,
yakama kurdelayı ilk ben taktım.
hep benden büyüklerle okudum,
kendimi büyük sandım.
anadolu lisesi sınavına iki kere girdim.
kazandığım iptal edilince diğerini de kazanamayınca normal ortaokula gittim.
bu sayede hazırlık okuyup da öss'si de iptal edilenler kervanında adım olmadı.
5lik sistemdeki ve kredili sistemin ardındaki ilk, öysye giren son nesil oldum.
hazırlık okumadım hayatımda.
özel ders ı-ıh.
össde o kadar matematik yapıp yapmayanla aynı puan alınca sinirlendim, matematik çalışmayı bıraktım.
integralden tek formül biliyordum, öysde o çıktı.
yaptım, şanslıydım.
sınava girmeden, sınavın nasıl geçtiğini bilmeden tercih yaptım
hiç de fena sayılmayacak bir okul/bölüm kazandım.
hem de 16 yaşımda.
barlara giremezken amfilere girdim.
ally mc beal izledim büyüyünce ally olacağım diyerek.
okudum büyüdüm.
ingilizce konuştum yetmedi italyancayı ondan daha iyi konuştum.
mastera başvurdum, kazandım.
bursla italyaya gittim gezdim geldim.
işe başlayınca "itiraz ediyorum sayın yargıç" repliğinin sadece filmlerde olduğunu anladım.
pes ettim.

öyle biri oldum işte..
bunları anlattım çünkü çocukluğumdan beri "özel" olduğumu, ilerde çok başarılı olacağımı muhakkak farklı bişeyler yapacağımı düşünüyordum.
(bilmiyorum belki herkes böyle düşünüyordur.)
şimdi bakıyorum normal bir vatandaştan öteye gidememişim.
yaşım küçük (küçülüp cebinize girecek kadar değil tabi).
önümde seneler var,
biliyorum,
ama bilmem kaç yaşıma kadar içimde taşıdığım o tılsım yok.
yaptığım işe karşı hevesim yok.
zihnimi çalıştırmama beynimi kullanmama gerek yok.
dahi anlamındaki "ben"in ayrı yazılmasına gerek yok!

27 Ocak 2009 Salı

hatırla sevgili sancısı!

Bir yönetmenin sürekli aynı oyuncularla çalışmasından hoşlanmıyorum.
çağan ırmak çok yapıyor bunu.
tomris giritlioğlu da yapmış bu sefer güz sancısında.
heryerden hatırla sevgili'den bir karakter fırlayınca film de yine dönem filmi olunca flashbacklerle hatırla sevgili'ye döndüğüm çok sahne oldu.
hüseyin avni danyal'ın canlandırdığı karakter adnan menderes'i arayınca "hoop menderes sensin" diyesim bile geldi.
o derece.
zaten güz sancısı olay üzerine kurulu bir film değil de karakterler üzerine kurulmuş bir film olmuş.
zira bahsederek kendi reklamını yaptığı ve kitabından uyarlandığı 6-7 Eylül olayları gone with the wind.
behçet'in basiretsizliğini çok güzel canlandıran ve kendisinden nefret etmemizi sağlayan murat yıldırım'ın oyunculuğu takdire şayan.
kendisi de takdire şayan.
ben şahsen kendim murat yıldırımı sürekli ve her fırsatta takdir ediyorum.
bravo murat bravo çok başarılısın!
öhöm her ne ise beren saat ve belçim bilgin'den bahsetmek istemiyorum.
kendilerinden hoşlanmamama ve hatta ifrit olmama rağmen filmi tüm objektivitemle izledim ama maalesef olmamış kızlaaaaar!
beren sözüm sana; yapmacıklık, abartı, sahte masumiyet sana çok yakışıyor aynen devam.
belçim sen de aynı şaşkın ve gerçekten uzak duygsallığında oynamaya devam et.
daha nice roller sizi bekliyor kızlar.
nihahahahah!
diğer tüm oyuncular ve hamam böcekleri ise tartışmasız çok başarılıydı.
çok alakasız yerlerde olayı melodramik hale getirmek için müzik fazla yükseltilmiş, bir de sanırım filmi izlediğim armada sinemalarının ses düzeni bozuk olduğu için sesler çok rahatsız ediciydi.
karakter isimlerinin çoğunu anlamadım bile.
müzisyen olmamama rağmen-ki kulağım çok iyidir- yemekte viyolonsel çalan kızın notalardan alakasız çaldığını farkettim.
filmde sahnesi var sanmıştım ama bi daha görünmedi.
yani gerçek çalan biri olabilirdi.
kızcağız gereksiz bir ayrıntı olarak oraya konmuş, belki tomrisin tanıdığıdır.
filmde tanıdıklar gerek yazılı gerek görsel olarak bolca görünmüş zaten.
velhasıl kelam filmden tatmin olarak ayrılmadım.
ancak tarihinden bi haber gençlere tarihlerine karşı "merak güdüsü" aşılamayı başarabilirse bu film o zaman tatmin olurum sanıyorum.
ciddi film yorumuma blog tadı verdim.
hadi bakalım şimdi bi koşu bana mısır alın gelin.
mucu mucu.

26 Ocak 2009 Pazartesi

80'lerin sonunda 90'ların başında kabahatiyle oynamak!

en çok güldüklerimiz ve konuşmaktan en çok keyif aldığımız şeylerin ortak farkındalıklarımız olduğunu söylerken bir bildiğim vardı elbet.
bu 80'ler 90'lar muhabbeti de bu bildiklerimden biri idi.
ama artık ne görmek ne de duymak istiyorum bu ortak hafızayı.
iyiydi güzeldi hoştu ama hatırladık bitti gitti.
uzatmasak artık.
menapozlu ruhuma fenalık geliyor böyle abartılarda.
dudağının üzerinde bıyık yerine süt lekesi bulunan sabi sübyan bile 80 sonunda çocuk olmuş.
80'lerin başında doğmuş biri olarak ben bile kendimi bu gruba balıklama sokamıyorum.
biri facebookta bir grup kurup bu konuda heryerde konuşulanları, hepimizin yaşadıklarını alt alta yazdı diye televizyonlara çıkıp dahi muamelesi gördü ya ondan beridir iyice TİSKİNDİM bu durumdan.
bir de kitap yazacakmış haspam!
aman ne yaratıcı!
ha bi de eşek kadarken izlediğim dizileri, çizgi filmleri bana nostaljik diye yutturmaya çalışıyorlar.
yok taso yok zeyna yok icq.
o zaman bigisayar mı vardı ki icq olsun ayol!
kimse ozan orhonla senkron programını, lulu'yu, 3-2-1 contact'ı, bileğe vurunca kıvrılıp bilezik olan aleti hatırlamıyor.
ee tabi o zamanlar kabahatleriyle oynuyorlardı.
80'lerde doğduk diye indigo çocuğuz diyorduk havamız oluyordu en azından.
ama şimdi önüne gelen bizden.
bu nedenle 80'lerin sonunda 90'ların başında çocuk olma statümden istifa ediyorum.
ama hakkım saklı kalsın.
2020'lerin sonu 2030'ların başı bir gece ansızın dönebilirim!
öperim!

23 Ocak 2009 Cuma

zeyinyağlı yiyemem amaaaan,blıog mılog yazamam amaaaan..

yazamam çok hastayım.
bi geçmiş olsun diyen olmadı.
geçmedi.
duruşmak için 2 saat bekledim.
bitmedi.
karesi(üzerine anlamında)bir de biber gazı yedim sıhhiyede.
tam oldu.
öpemiyorum..
bulaşıcı.
hoş kalın.

21 Ocak 2009 Çarşamba

play with me! (oynama dinle)

kriz ve soğuk beni de vurdu sonunda hayırlı olsun.
dün pek bi keyifsizdim.
hatta duygusal yazılar yazmaya yeltendim.
adını bile hazırlamıştım ; keyif(sen)sizim!
ahahah ilahi bir güç tutmuş da beni yazmamışım allahtan.
yoksa hafızalardan silemeyeceğim tarzda geyik ve arabesk satırlar oluşacaktı.
adından belli..
yaratıcı kıroluğumun ürünü.
keyif(sen)sizim!
ahahahah..
hakan altun'a söyeyeyim de albüm adı yapsın.
ahahah.
keyifsizliğim keyiflendirdi beni.
ilahi ben!
öksürüğüm haricinde bugün keyfim yerinde.
ama bu sia ve soon we'll be found'dan bahsetmeme engel değil pek tabi..
3 gündür dön baba dönelim bunu dinliyorum.
orkestral şarkıları sevdiğim dikkatli dimağlardan kaçmamıştır.
sia'nın da sesi eklenince, sözler de süper olunca dinlemeyip de ne yapacaksın arkadaşım.

şimdi ben bunu buraya koydum ama playe basmamak, dinlememek olmaz.
hayır kendimden biliyorum blogu okurken şarkıyı dinlemiyorum çoğunlukla.
ama siz kötüyü örnek almayın, basın dinleyin.
pişman olmayacaksınız.
bu aradaaaa hazır aklıma gelmişken söyleyeyim.
gelip, bakıp, okuyup kaçmak yok demiştim.
ama görüyorum ki yorum yazmak şöyle dursun değerlendiren bile yok.
üzülüyorum.
kendimi yalnız ve kimsesiz hissediyorum.
duygusal bloglar yazdırmayan bana.
pişman olursunuz.
konumuzun sia olduğunu unutmuşken şarkı an itibariyle radyoda çalmaya başladı.
ilahi bir mesaj hissediyorum.
kesiyorum.
efenim playe basın, dinleyin.
hatta bulursanız klibi de izleyin.
beni hatırlayın.
öperins!