13 Nisan 2009 Pazartesi

soru(n)?

sizin de ara ara yazdıklarınızı okuyup, o yazıyı yazmamış olma ihtimalinizi sevdiğiniz oluyor mu?
yılmaz erdoğan'dan hoşlanmamanıza rağmen hem de.
yoksa kendi parçanız olan çocuğunuza tokat attıktan sonra ki gibi bir pişmanlık mı oluyor kendi yarattığınızı beğenmediğinizde?

11 Nisan 2009 Cumartesi

pıssız adayım!

yerel seçimlerde mahallemizde hacı amcaya ayıp olmasın diye aday olmadığımı yazmıştım.
çok hürmetperver bir mahalle olacağız ki herkes benim gibi düşünmüş.
hacı amca tek başına aday olup kendi oyuyla bir 5 yıl daha muhtar seçildi.
blog ödüllerini görünce de aynı saygıdeğer ruh haline büründüm,
senin etin ne budun ne yavrum dedim kendi kendime;
"ablaların ağabeylerin dururken sana ne oluyor"
sonra içimi hoyrat bir güven duygusu sardı,
"ha haaaayt" dedim "gençsin, güzelsin, zekisin, eğlencelisin"
güven o an için beni realiteden uzaklaştırdıysa da önemsemedim.
girdim siteye bastım entera bastım entera!
ve karşısınızda 2009 blog ödülleri kişisel/eğlence kategorisi adayı; Alle Grande!
seçimfotoğrafı için erol atar'a gittim, işi bırakmış.
ricacı oldum,
kendi beninden fotoşopla bana da yapmak şartıyla kabul etti,
kabul ettim.
kafama masumiyetin simgesi papatya tacı , elime şirinelik kumkuması kalpli asa tutuşturdu.
kolunu da şöyle kaldır da kendin çekiyormuşsun havası olsun, doğal dursun,halk doğalı sever dedi.
recep ivedik'i örnek gösterdi.
madem öyle recep icedik rol modelimiz olsun dedim.
kaşları ri modeli yaptık,
devamını içim kaldırmadı vazgeçtim.
big babolu balon yapıp suratımda patlatırken çekip nostalji yapacaktık,
zamanlamayı tutturamadı, yaşlanmış, kızamadım.
palyaço burnunun hikayesini ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim.
fotoğrafımız da hazır olduğuna göre artık geriye promosyon kalıyor.
oylama hususunda gayet açık olacağım;
zira size oy verin demiyorum yazarım yazmasına da çarşaf gibi blog yazıp adaylığımdan bahsedince söz konusu söylem pek dürüst sayılmayacak.
oy verin bana canlarım!
verin ki moralim düzelsin,
moralim düzelsin ki daha eğlenceli yazılar yazayım,
daha eğlenceli yazılar yazayım ki siz daha fazla tebessüm edin!
görüyorsunuz her şey sizin için!
link de aramayın, buyrun ; http://2009.blogodulleri.com/
üye oluyoruz,
kişisel bloglara giriyoruz,
ctrl f yapıp "allegra" yazıyoruz,
oy veriyoruz!
işte bu kadar basit!
hizmeti ayağa getiren blog;allegra'nde hepinize saygılarını sunar.
öperins efenim!

10 Nisan 2009 Cuma

ahmet san' atçı mıdır?

allah sam withmore'dan razı olsun zira bloguma teşrif eden dış kaynaklı ziyaretçilerin yaklaşık yüzde ellisi " sem vitmor" aracılığı ile bana ulaşmışlar.
zaten onun haricinde de çok fazla absürd bir arama motoru vakam yok,
genelde allegra, alle, allegra.blogspot, allegra gay boy tarzı aralamalarla çıkıyorum, pastadan çıkan dansöz misali karşınıza..
bundan hareketle sadece sanatımla var oluyorum bu piyasada diyebilir miyiz?
bence deriz de bi alakası olmaz konu ile.
zaten ben konuyu sanata ve sanatçıya bağlamak için sormuştum bu soruyu, amacıma ulaştığıma göre devam edelim lütfen.

sanıyorum ülkemizden başka bir yerde sanatçı kimdir tartışması bu denli şevkle yapılmıyordur.
zaten bu sorunsalı bu kadar kafasına takan da yoktur evrende.
sanatçı kime denir? sanatçı doğulur mu sanatçı olarak sefil ölünür mü?
ahmet san' atçı mıdır?

sanat son verilere göre; edebiyat,müzik, heykel, resim, tiyatro, dans ve 7. olarak sinemadan müteşekkil.
ege kayacan'a göre sanat çocuk oyunlarından araklama;
şarkı söylemeler, resim çizmeler, asker kılığına girip rol kesmeler, kabahatinden heykel yaratmalar.. (tabi burda oyun hamurundan deseydi daha uygun olurdu ama sonuçta heykel çalışması da yapılıyor, materyal farketmez)
aslında mantıklı bir yaklaşım ancak benim derdim sanat nedir değil sanatçı kimdir problemi.
problem çözme konusunda çocuk yaştan alıştırmalı olan türk toplumu, matematikten 1 net yapmanın yaşama doğru orantısını bu tür poleNİKlere cevap bulamamakla görüyor.
beyaz "programıma o kadar kişi katıldı ilk defa ağzım dolu dolu sanatçı diyebileceğim birisiniz" dedi genco erkal'a.
doğrudur, ustadır, büyük oyuncudur.
ağzınız dolu dolu "sanatçı bu adam" dersiniz.
ajdar çıkar şarkı söyler, sanat icra eder ama ona sanatçı demeyiz, diyemeyiz.
desek ne olur peki?
genco erkal sanatçılığından mı kaybeder yoksa ajdarı dinlediğimizde vivaldi dinler gibi hüşu ile mi dolarız?

sanatçı sanat icra edendir;
yazar, kompozitör,heykeltraş,ressam, oyuncu, dansöz (tamam tamam dansçı) olur adı spesifik olarak ama nihayetinde sanatçıdır.
siz bu sıfatı herkese layık görseniz de görmeseniz de,
yan dairede gitar kalan çocuğu sanatçı saymasanız da,
hayatınız da bir kere bile dans ederken görmediğiniz baleti baş tacı yapsanız da,
güzel kız catwalk yapmayı rol yapmaktan önce öğrendiği için küçümseseniz de,
tartışsanız, didikleseniz, bulamasanız da,
sanat icra edene sanatçı derler!
büyük sanatçılar baki kalır küçükleri maki olur.
takmayın yani, geçer.

öperins!

9 Nisan 2009 Perşembe

2mim9!

mim deyince aklıma mim kemal öke ve kel kafası geliyor.
düşünün adam saç ektirdi bıyıkları kesti benim aklımda hala kel hali var.
artık bu sebeple mi yoksa zorundalığın ağırlığından mıdır bilemiyorum mimlenince ellerim terliyor, stres oluyorum.
zaten mimlenmenin kelime anlamına bakarsak-ki semantik yapımız buna davetiye çıkarıyor- başımıza gelenin iyi bir şey olmadığı konusunda uyanmamız gerekir.
zira tdk şöyle buyuruyor; birini, hoşa gitmeyen veya iyi olmayan bir davranışı dolayısıyla hakkında iyi düşünülmeyenler arasına koymak mimlemektir.
şimdi antipatik eleştirilerin muhatabı olmak istemem, öyle bir niyetim de yok pek tabi.
"mimlemek" olarak adlandırılan ve paslama yöntemiyle blog yazarlarının görüşlerinin paylaşması gayet güzel.
benim derdim ismiyle.
bazı paslamalar görüyorum yalnız akıllara zarar.
blog ortamında cilveleşme mi olur dediğim zaman, cihan" tübitak sayfasına sohbet penceresi açsa orda bile flörtleşir bizim millet" demişti de inanmamıştım.
her ne ise ne diyecektim ne diyorum.

delirapunzelciğim beni mimlemişti, ha yazdım ha yazıyorum derken beenmaya da hakkında iyi düşülmeyenler listesine ekledi beni. ikisini tek blogda yazıp sizi teneffüse çıkaracağım, blok blog hesabı.
ilk konumuz sevgilimizi nasıl isteriz temalı. açıklaması da şu;
Mutlu bir beraberlik için, karşı cinsten beklentileriniz nelerdir?Sevdiğiniz kişide aradığınız özellikleri yazarak, kalbinizdeki güzeli tanımlayınız.“Kısaca, birlikte olduğum kişi böyle olmalı” gibi ifadelerle,kalbinizi çalacak kişiyi hayalinizde canlandırın ki, okuyan karşı cinsiyet-hııım, demek şöyle yapsam daha etkili olacakmış, burada yanlış yapmışız" diyerek ayağını denk alabilsin.

şimdi sevgili delirapunzelciğim, aradığım kişi sevgilim diye bir cevap versem klişe kraliçesi olabilirim ancak 9 senedir aynı adamla birlikte olan biri ve hatta yüzüğü takmış bir tazegül olarak aksi bir cevap vermem hem sağlığım hem de medeni durumum açısından pek hoş olmaz değil mi?
ama madem sordun beklentimi de söylemeden edemeyeceğim; abartılı adamları sevmem, romantik de olmasın mümkünse; dağ ova bayır konuşmasın. doğal olsun, her şeyini bana anlatsın, bana değer versin, göstersin. benden zeki olsun, bana bir şeyler katsın. beşiktaşlı olsun. giyinmeyi bilsin; kotun altına kösele ayakkabı sevmem. daha yazayım mı? bence gerek yok.

beenmayacımm çocukluğuma inerek ne elde etmeye çalışacaksın anlamadım ama korkuyorum ben senden. kötü emellerine alet etme beni!
1. Çocukken şimdi daha iyi yerlerde olma fırsatını kaçırdım.
2. Çocukken kıskançlık duygusundan yoksundum.
3. Çocukken büyük çocuk olmanın verdiği sorumluluk altında kalıp yaralanmış olabilirim.
4. Çocukken 5 yaşında cumhurbaşkanı, 12 yaşımda iç mimar, 15 yaşımda ise diplomat olmayı hayal ederdim.
5. Çocukken büyüyünce biri benim biri de annem için aralarında geçit olan yanyana iki villa yaptırmayı isterdim.
6. Evimizde asla yeterli tasarruf olmadı.
7. Çocukken daha fazla özgür bırakılmaya ihtiyaç duyardım.(beenmaya senden çalmadım valla)
8. Bir daha asla 3 ay tatil yapamayacağım için üzgünüm.
9. Yıllar boyunca acaba üvey evlat mıyım diye merak ettim. (tamamen paranoyadan)
10. elimden düşürdüğüm ve rüzgara kapılıp giden 10.000 lira (o zaman iyi paraydı) kaybımdan dolayı hep kendimi suçladım.
bu soruları o kadar zor yanıtladım ve bunun için o kadar mutluyum ki.
gelin sizi bir öpeyim.
öperins!

7 Nisan 2009 Salı

delilerden sen anlarsın konuş onlarla!

14 yaşımda başbakan olmaya karar verseydim eğer, obama'nın elinin altındaki narin omuz şu an benimki olurdu.
sizin şans benimse özel beceri dediğim şey sayesinde amaçlarıma teker teker ve bazı bazı üçer beşer ulaşıyorum
yakın bir geçmişte blogumda deli defteri hakkındaki sinsi planımdan -biraz da saflığımdan olsa gerek- açık seçik bahsetmiştim.
zira sinsi tdk'ya göre sf. 1. Gizli ve kurnazca kötülük yapan: “Bu kadın ne kadar inatçı, sinsi bir kadın!” -M. Ş. Esendal. 2. Gizlilik ve kurnazlık belirten: “Beklenilmeyen, sessiz, sinsi bir giriş.” -R. H. Karay olarak tanımlanıyor.
aleniyetim iyiniyetimin göstergesidir efenim.
her ne isem planlarım beklediğimden daha hızlı işledi,
abonelik için mail attım,
sodexo geçer mi dedim yok dediler,
mecburen para yatırdım,
ve olaylar o kadar çabuk gelişti ki adresime postalanan ilk sayıda kendi şiirim vardı.
teklif onlardan geldi ;
hayri şiirimi okumuş çok etkilenmiş,
uzun zamandır böylesine içli bir şiir okumamıştım dedi, yarasın dedim.
aslında sabriye kerebiç (soyadında bile meymenet yok) yayınlanmasına karşı çıkmış,
böyle şiir mi olur, rezalet, fiyasko , 1 iğrenç demiş.
dişisel içgüdülerim yerine geçeceğimi anladığı için böyle yaptığı yolunda.
velhasıl kelam deli defteri 13. sayının son sayfa güzeli benim.
dergi, benim çoktan saydırmalı "abaküs" adlı şiirimle son buluyor.
daha önce deli defterini pek eğlenceli olduğundan bahisle okumanızı salık vermiştim,
o yetmediyse bu sayıda ben varım, benim için okuyun okutturun.
sözlerime yazı konusu şiirimle son verirken hepinize kucak dolusu sevgilerimi sunar beni her alanda desteklemenizi temenni ederim.
hoş kalın!
abaKÜS
kendimi,
tek sıra olup sol baştan,
uyuyamazken kuzularla,
kutu açarken 10'dan geriye,
çoğu zaman yerimde,
para gibi dikkatlice,
fasulye gibi nimetten,
SAYARIM!

bilgisayarım,
fazılsayarım,
varsayarım,
yoksayarım
sen de say beni, sayayım seni.
ama bunu saymam,
yine gel!
pms: bu kadar deli demişken; delirapunzelciğim mimin aklımda lades yapamazsın ;)

6 Nisan 2009 Pazartesi

kaçanlar ve sıçanlar!

iki gün istanbul'a kaçtık diye herkes kaçmış bakıyorum da!
şimdi ben buraya kaçan kaçana yazdım ya cinaslı kafiyeye alışkın huyumla sıçan sıçana yazasım da geldi.
ama türkçe işte bu; büyük abdestini yapan kişiyle bir hayvana aynı kelimeyi layık görür, yazarın yazabilitesini kısıtlar.
en temiz duygularımla şu yandaki hayvandan bahsetiğim %99'unuzun aklına bile gelmez.
neyse şimdi konumuza dönelim.
konumuz? evet konu muz.
nihohohoy gördüğünüz gibi formumdayım.
her açıdan formda olabilemeyebilirim.
ancak yediklerim yemeyeceklerimin garantisidir.
formu bi yana bırakıp bakalım bakalım istanbul'da neler yapmışım;
bir dizi japon, yunan, ispanyol eşiliğinde sultanahmet-ayasofya-topkapı gezisi yaptım.
her bulduğum sarnıca girdim, nem kokusuyla kendimden geçtim.
baharda kalma bir günde her istanbullunun yapacağı gibi bulduğum yeşillikte güneşin tadını çıkardım.
kutsal bir görevin ifası için istinye parka gittim,
boyalıkuş yılmaz erdoğanın yeni film çekimlerine ve yekta kopan'la gece gündüz için canlı röportajına şahit oldum.
film için hazırlanmış koronun arkasına dolandım; kameralara el sallayabileyim diye.
kadraja girememişim, öyle dediler.
saat 18.30'da istinye parktan çıkıp 20 dakikada beşiktaşa vardım, bu bir mucizeymiş; bunu da dediler.
ertesi gün etilerden çanta alıp (süper bi çantacı hem uygun fiyat hem çeşitler güzel ama maalesef adını bilmiyorum) bebek'e indim,
ab'basın önünden es geçerken waffleları yediklerime saydım.
güneşten kaşınarak denizi izlerken o kadar mutluydum kii.
sonra düğün için hazırlık, 6'da yola çıkış, barbaros'ta meşale şölenini görüp aklın kalması.
peki neden kimse bana maltepe'nin başka bir şehirde olduğunu söylemedi??
düğün dönüşü caddeye gece bakışı.
pazar günü için yapılan bruch planlarını uykunun katletmesi.
ortaköye yayan yolculuk edip oturacak yer bulamayınca ankarayı ne denli ve nedenli sevdiğimizi bir kere daha anladık.
tunalı ve goptaki madolar kapandı ortaköydeki de çok geçmez kapanır, demedi demeyin.
türkücü kılıklı işletmeci, boz bulanık çaylar, kapı önündeki kötü koku çok fenaydı çook.
dönüş yolu, boğaza son bir bakış ve öpücük atmaca.
neticeten istanbul her zamanki gibi güzel, ben her dönüşteki gibi yorgun,
yeniliklere açık olmayan biri olarak yeni haftadan rahatsız.
ama mutlu..


tüm bu mutlu hava içerisnde benden kaçarak beni mutsuz eden 2 kişi kimliklerinizi tespi ettim, eğer hemen dönmezseniz polise bildireceğim haberiniz ola!
öperins!

2 Nisan 2009 Perşembe

mourning glory

ben bloguma (g ile yazıp yumuşağıyla okuyorum) bir günlük gözüyle değil serbest paylaşım ortamı olarak bakıyorum.
zaten bloga günlük demem, günlüğün ömrü az olur.
şu yaşıma kadar 5-6 kere günlük yazma girişimim oldu,
mutsuz bir çocuk olmadığımdan mı yoksa aşk hayatım platonik takılmalardan ibaret oluğundan mı bilemiyorum ama hepsi başarısızlıkla sonuçlandı.
1. gün; sevgili hede hödö (günlüğe isim koymaca) diye başlayan ve beraberliğin daim olmasını temenni eden cümleler..
2. gün; arkadaşları çaktırmadan çekiştirmece
3. gün; gidilen maçta aşık olunan basketbolcudan bahsetmece
4.gün; ebelemece
günler günlerin ardında, günlüğü unutma mecburiyeti.
1. günlük, ikinci günlük, otuz günlük otuz günlük.
hepsinde istinasız şu cümle; "anne günlüğümü okuduğunu biliyorum ama bu hiç hoş bir davranış değil"
bilmiş bilmiş ders vermece..

işte bu sebepledir ki günlük değil burası; serbest paylaşım ortamı..
alle kod adlı hgb kişisinin postmodern duygusallaşmaların içgüdüsel dışavurumları..
yıllar önce ismi lazım değil bir sitede "postmodern duygusallaşmaların içgüdüsel dışavurumlarından yorulmuş biri" diye başlık açmıştım,
yitiklik, şizofrenlik ve saçmalayıcılıkla suçlanmıştım.
duygusallaşmanın postmoderni mi olurmuş; neden olmasın?
ben yaptım olducu bir insanım ben.

her ne ise spo her zaman güzel duyguların yansıması olmayabiliyor,
bugün de çok sevdiğim 2 insanın acısını paylaşmak istiyorum.
beni okuduklarını ve -şu anda okumasalar bile- ilerde bir gün okuyacaklarını bildiğim için yazıyorum.
gereksiz uzatmalardan hoşlanmam.
bu yüzden acınızı tüm kalbimle paylaşıyorum ve sabır diliyorum.
öperim!

foto