28 Şubat 2009 Cumartesi

nada stay ım!

çiçekleri vazoya,
kepimi masaya,
çekimi kasaya,
keçimi kasaba,
seçimi bahara,
saçımı rüzgara,
kendimi nadasa,
BIRAKTIM!

özleyiniz beni efenim.
öperins!

26 Şubat 2009 Perşembe

ÖMÜRümü yediniz, afiyet olsun!

"JOLIE RAHAT, ANISTON İSE EZİKTİ

Brad Pitt'i Angelina Jolie'ye kaptıran Jennifer Aniston'ın kariyer açısından da düşüşte olmasının verdiği acıyı, En ıyi Animasyon ödülünü açıklamak üzere sahneye geldiğinde resmen yüzünden okudum..Brad Pitt ve Angelina Jolie En ıyi Oyuncu Oscar'ı için aday olurken, Jennifer Aniston zarf açmakla yetiniyordu.Karşılaşma anında Jolie kendinden ne kadar emin ve rahatsa, Aniston da o kadar tedirgin ve ezik göründü bana.Brad Pitt ise doğru tercihi yapmış olmanın keyfini çıkarır gibiydi."

Şimdi doğru oturup eğri konuşalım yukarıdaki ben yazıyı yazmış olsa idim bayılırdınız.şimdi ise eğri oturup doğru konuşalım ben bile yazsam bu yazının kurtarır tarafı yok.öncelikle bunu yazanın bir sinema eleştirmeni olduğunu düşünmek istemiyorum.nasıl bir kokoş ve boş kız ağzı, nasıl bir cumbadan sarkan balkon popolu teyze edasıdır bu. "ayyy cenifırı gördün müüğ? nasıl da kıskanmış yhaa. yüzünden okunuyordu yeminlen. ezihk!"

canım madem böyle sığ düşüncelerin var; arkadaş ortamında konuş ama türkiye'nin en büyük gazetesine yazma rica edeceğim. okuyorum sinirleniyorum. okumayayım diyorum ama artık okudukça egomun beslenmesinden midir nedir, okumadan da duramıyorum.

daha iyisini sen yaz da görelim derseniz, deneyeyim. buyrun;

"Brad Pitt'i Angelina Jolie'ye kaptıran Jennifer Aniston şu sıralar pek ortalıkta görünmese de En ıyi Animasyon ödülünü açıklamak üzere sahnedeydi oscar ödül töreninde.. eski kocasının yeni karısıyla karşısında oturmasından mıydı yoksa Brad Pitt ve Angelina Jolie En ıyi Oyuncu Oscar'ı için aday olurken, kendisinin zarf açmakla yetinmesinden mi bilinmez; tedirgin olduğu her halinden belliydi. ödül törenine arka kapıdan girmesi de muhtemel karşılaşmadan doğacak rahatsızlığının belirtisiyken sahnenin en önünde brad&angelina çiftinin oturması ne büyük talihsizlik! ister ünü olsun ister normal vatandaş kimse eski eşini yeni eşiyle görmek istemez. bir de ödül sunmanın heyecanı eklenince ayakakbısı sıkıyor tavrını anlayışla karşılamak lazım jennifer'ın. kırmızı halıda evden çıkmadan önce kavga etmiş izlenimi veren pitt-jolie çifti ise, aniston sunum yaparken ödülü kaybedince takınmaları gereken yalan gülümsemenin provasını yapar gibiydi."

Jennifer Aniston'ın oyunculuğunu beğenmiyorum, hoş oyunculuğunu göstercek adamakıllı bir filmde de oynamadı sanırım. Angelina'yı da kadın olarak beğenmiyorum, cennetten çalınmış bir güzelliği yok doğrusu. Brad Pitt ise son zamanlarda çektiği filmlerle yakışıklılığının çok çok ötesine geçmiş bir oyuncu. Nihayetinde hepsi işini yapıyor, ömür varol sesi eşliğinde durumu basitleştirmenin bir manası yok kanımca. di mi? di mi? di mi? (di demeyin zira çok bozulurum)

Öperins!

foto

25 Şubat 2009 Çarşamba

tarık dağı eteğindeee..

malazlar kibritlerinin o mavi kutusunda vücut bulan vasati 40 çöp ibaresindeki "vasati"nin ortalama anlamına geldiğini anladığımda hatrı sayılır bir yaşta idim.
gibraltar adlı bir ülkenin varlığını öğrendiğimde ise vasati 26.5 yaşımdayım.
aslında bundan dolayı utanç duydum,
oyun subjesi olarak atlasları kullanan biri olarak burnumun dibindeki bir ülkeden haberdar olmamam kimin ayıbıydı acaba?
her ne ise bu utançla yaşamktansa basiretli bir bilim kadını gibi öğrenmeye aç bünyelere biraz bu ülkeden bahsedeyim dedim.
iyi de ettim bence.
cebelitarık boğazının afrikayla avrupa'yı birbirine bağlayan veya ayıran (bakış açısına göre değişir) bir boğaz olduğunu hepimiz bilirdik ama orda bir devlet olduğu kimin aklına gelirdi değil mi?
aklına gelip de ansiklopediye bakmış olanlar burada yazımızdan ayrılabilirler.
cebelitarık- beynelmilel ismiyle gibraltar- ispanya'nın güneyinde yer alan ufak bir devlettir.
cebel arapçada dağ anlamına gelir.
cebelleşmedeki cebel ise tarışma münakaşa anlamındaki cedel kelimesinin yanlış kullanımından kaynaklanıyormuş.
konumuzla alakası yok yani.
ülkenin batılı adındaki tar'ın uzatılmış hali tarık, arap komutan tarık bin ziyad'dur.
tarık bin ziyad ünlü emevi komutanıdır.
endülüs'ü fethinde gemilerle ispanya'ya ulaşınca askerlere kendi gemilerini yaktırmış ve :""ey mücahidler! arkanızda düşman gibi bir deniz , önünüzde deniz gibi bir düşman var , nereye kaçacaksınız?" diyerek tarihte görülmemiş gariplikte bir strateji yaratmıştır.
rivayete göre; gemileri yakmak atasözündeki "ata" tarık abimizdir.
böyle büyük bir insan olan tarık bin ziyad'ın isminin bir boğaza dahası bir ülkeye verilmesini çok görmemek gerek.
cebelitarık ispanya'ya bağlı iken 1705'de ingiliz himayesine geçmiş birleşik krallığının güneşinin hiç batmamasında rol oynamıştır.
daha sonraları yapılan referandumda 35000 kişilik nüfustan sadece 44 kişi ispanya'ya bağlanmak istediğinden ingiliz parçacığı olmaya devam etmektedir.
ama tarihte elden giden toprak parçası iki devlet arasında bitmek bilmeyen bir sorun oluşturduğundan; stratejik öneme haiz bu minik ülke, ispanya ve ingiltere arasında halen gerginliğe sebep olmaya devam etmektedir.
işte böyle sevgili okuyucular..
görüyorsunuz haberimiz olmadan dünyada neler oluyor neler..
35.000 kişi burnunun dibindeki ülkeye bağlı olmaktan imtina ederek ingiliz sömürgesi kalmak için oy veriyor..
hoş sömürge olduktan sonra büyük başın sömürgesi olmak herhalde daha güzeldir.
bilemiyorum, tasavvur da edemiyorum zira bağımsızlık benim karakterimdir...
sözlerime son verirken burdan tüm cebelitarıklı arkadaşlara selam ederim.
sizi de öperim pek tabi..
hoş kalınız..
kaynak; benim tatlı sözlüğüm, google'a cebelitarık yazınca çıkan siteler

24 Şubat 2009 Salı

my city screams!

sürekli sanat filmi izleyenlerin arada sırada gizli saklı ama mutlaka sanatsal olmayan film izledikleri kanaatine kesin olarak varmış bulunuyorum.
son zamanlarda epeyce sanatsal film izlemiş biri olarak söylüyorum bunu.
en son dvdde izlediğimiz filmin 10. dakikasında birbirimize sıkıldığımızı itiraf edip hadi loren'i izleyelim dediğimiz zaman tam idrak edemesem de sinemaya gittiğimizde pandora'nın kutusu yerine the spirit'i tercih etmemizle ruhumun bunalmış olduğunu anladım..
çizgi roman kültürüm anneminkinden daha az.
"zamanında televizyon mu vardı, yapraklar mı dökülüyordu" diye başlayan cümlelerin devamında gelen tommiks teksas muhabbettine genelde seyirci kalıyorum.
hayatım boyunca çizgi roman okuduğumu hatırlamıyorum zaten.
ilk kahraman filmi izleyişim de dark knight ile bu sene oldu atmıyorsam.
bu tarza karşı bu denli bir sığlıkta iken neden the spirit'e gitmek istediğimi sanatsal filmlerin bünyemde yarattığı ruhsal ağırlık ile açıklayarak ilk cümledeki tezi yarattım.
bu sebepledir ki benden filmle ilgili fazla görüş beklemeyin canlarım.
aaaa alle senin görüşünü almadan film izleyemiyoruz biz amaağ diye dudak bükmediğinizi tahmin ettiğimden, sorun da yok sanırım :)
yine de bir kaç kelam edeyim ki ayıp olmasın.
sinema salonunda 15 kişi, 3'ü dişi..
fida film arası, kayıplar var bakiye 13 kişi.
itiraf ediyorum ilk yarının sonuna doğru ben de uyuyacaktım..
görüntüler güzel, çizgi roman kareleri giriyor araya çoğu zaman.
film iyi mi kötü mü bilmiyorum.
daha önce eşdeğerini izlemedim zira.
sin city'e göre çok kötüymüş, öyle dediler..
ama eva mendes var scarlett var paz vega var ki bu erkek populasyonunu açıklıyor..
oyunculuk derseniz samuel l. jackson var..
bir de maskeli süper kahraman var;
çapkın bir süper kahraman, kadınları ve fakat ruhunun ait olduğu tek kadın; şehri..
sonuçta değişik bir tarz izlemek güzel oldu.
ama daha da gelmem, ısrar etmeyin..
öperins!

çok önemli not: kaydı daha sonra düzenlemek üzere kaydedecekken yayınladım. geri almadım bi süre ama utandım. kaldırdım. düzelteyim yayınlayayım dedim. haa şimdi bi şeye benzedi mi derseniz, yoo yine aynı.

23 Şubat 2009 Pazartesi

bir kız geliyor mimle döne döne!

söylemesayip çok temiz kalpliyimdir.
lebi düşünsem önüme leblebi gelir.
konuyu da başka yerden alıp tam buraya getirecektim ki sevgili beenmaya beni mimlemiş.
konuya direk dalabilme imkanı tanımış bana, teşekkür ederim öncelikle.
konumuz sevilen blog özellikleri..
genel olarak bloglarda nelerin sevildiğini biliyorum,çoğu benim blogumda yok, farkındayım.
iki acıtasyon atsam, bir kaç edepsiz sözle bezesem..
ayy çamur atmadan da duramıyorum, ne hasetim.
mim'imizi dağıtmadan yada birileri bizi dağıtmadan başlayalım;

*-* ilk evvela bloglarda en sevdiğim özellik samimiyet; herkes yazıyor diye değil, ben de bu konudan bahsetmeliyim diye değil içinden geldiği gibi kendi cümleleriyle yazanlara bayılıyorum.. rober hatemo'dan senden çok var şarkısını armağan ettirmek zorunda bırakmaylara özellikle..

*-*laf aralarına sıkıştırılmış ufak kelime oyunları gülümsetiyor beni.

*-*bloğun aydınlık, ferah aynı zamanda temizini severim ben.. okuması kolay olsun..

*-*akdeniz esintisi taşıyan şarkılar gibi onun bunun esintisini taşımasın benim sevdiğim blog.

*-*karşımdakinin -fazla değil- normal insan zekasına sahip olmasından memnun olurum.

*-*sonracıııığma, ukala olsun sorun değil ama küstah olmasın. yazdığım yoruma bi zahmet teşekkür etsin! asabiyet yaratmasın bünyemde.

*-*son olarak da bana bir şey katsın. neşe katsın, bilgime bilgi katsın, ufkumu açsın..

öyle işte canlarım. daha da yazarım da yerim dar.
hava topuyla aldığım mimi göğsümde yumuşatarak chu chu sensei, hadsizin başkanı, tatlı su kırosu ve delirapunzel'e paslıyorum, hadi bakalım..

hamişcik: en son mimimde bana geri dönen 2 kişi oldu, kalan 6 kişiye teşekkür eder ellerinden öperim.
hamiş: soru: küba n'alakaa? cevap: kübayı da severim.
HAMİŞ:dayfa düzeninin bana oynadığı bu kaçıncı oyun bilemiyorum, gözü yorulanlardan özür dilerim efenim.

and the oscar comes to me!

yıllarca o gün akşam 9'da yatıp gece 3'te kalkarak ödül törenini izlediğim,
ertesi gün sarhoş gibi okulda/işte dolandığım,
ödüller verilmeden bir hafta önce tüm aday filmleri bir şekilde izlediğim,
eleştirileri okuyup oscar tahminlerimi yaptığım,
ve..
bu sene aday filmlerden sadece birini izlediğim,
mışıl mışıl uyuduğumdan, uykuma kıyıp kalkmadığım,
ödül alacaklar kabak çiçeği gibi aşikar olduğundan yorum bile yapmadığım içiin;
yılların alışkanlığını hiçe sayarak bu senenin sürpriz çıkışını yapan bana gelsin oscar bu sefer.
o kadar emeğim geçti ayol,
bir aptal adamı mı esirgiyorsunuz benden?!?
öncelikle anne ve babamı, bu ödülün her aşamasında yanımda olan jian, ayrıca jim, joan, elizabeth, sisley ve adını hatırlayamadığım hepinizi öperins!
beni sizler yarattınız!

21 Şubat 2009 Cumartesi

abaKÜS!

kendimi,
tek sıra olup sol baştan,
uyuyamazken kuzularla,
kutu açarken 10'dan geriye,
çoğu zaman yerimde,
para gibi dikkatlice,
fasulye gibi nimetten,
SAYARIM!

bilgisayarım,
fazılsayarım,
varsayarım,
yoksayarım
sen de say beni, sayayım seni.
ama bunu saymam,
yine gel!
öperins!