7 Aralık 2011 Çarşamba
24 Kasım 2011 Perşembe
Anasının yavrusu.
23 Kasım 2011 Çarşamba
öğretimin açığı kapalısı olmaz.
18 Kasım 2011 Cuma
sonunda bugün giydimm ama ne giydim.

15 Kasım 2011 Salı
fitingen

3 Kasım 2011 Perşembe
1 Kasım 2011 Salı
tunç film altan günbay sunar; seni kalbime gömdüm!

7 Ekim 2011 Cuma
7 Eylül 2011 Çarşamba
yeter ki ♥ olsun.
Ben İyiyim
Ben iyiyim, gerçekten
Ben çok iyiyim, her şeye rağmen
Çünkü O, ta derinden öptü kalbimi
İyileştim ben
O, derinden gelen
Aldı götürdü beni benden.
Bıraktım kendimi
Rüzgârın, yıldızların eline
Düşünmedim olup bitenleri
Bıraktım sadece.4 Ağustos 2011 Perşembe
ben de varım!
300 ÇOCUĞUMUZA HEDİYE EDECEGİMİZ BAYRAMLIKLARLA BAYRAM SEVİNCİ YAŞATALIM...
Behçet Uz ve Ege Üniversitesi Çocuk Hastanelerinde tedavi gören çocuklarımızı sizlerin de destegiyle bayramliklarla sevindirmek istiyoruz...
Hepimiz biliyoruz ki bayramlık kıyafetlerin çocukların hayatında çok önemli bir yeri vardır, çocukluğumuzda bayramlıklarımızı başucumuza koyup uyuduğumuz zamanları hatırlayalım.
Hastanede kalan bir çocuk için bayramın ne kadar zor geçtiğini düşünelim, bu nedenle bu bayramda gelin onları biraz da biz mutlu edelim ve onlara aldığımız güzel giysilerle bayramda yalnız olmadıklarını hissettirelim...
0-18 yaş arası kız ve erkek giysileri alabilirsiniz. (Kız çocuklarına elbiseler, erkek çocuklarına şort-tişört şeklinde takımlar olabilir.) İsterseniz dilediginiz sayıda alıp asagidaki adrese göndererek bize ulastırabilirsiniz. (Yurtiçi Kargo Liman Şb. Alsancak-İzmir adresine Özlem ŞENGİR adına)
Kaç adet bayramlık alacagınızı burdan sürekli paylaşırsanız, biz de alınacak bayramlık sayısını güncelleriz, ihtiyacımız olan sayıyı, yaş ve cinsiyet grubuna göre burdan paylaşırız ki bayramlık alamayacak olan bir çocuk bile kalmasın...Hepimizin dilegi tüm hastaneye yetecek kadar bayramlığı toplayabilmek...
Ayrıca Behçet Uz Onkolojinin Servisinin aşağıdaki ihtiyaçlarına da cevap verip, yine çocuklarımızın sıkıntılarını giderebilir; zorlu hastane süreci birazcık da olsa kolaylaştırabilirsiniz:
- 30 yatak- yataklar çok kötü durumda,telleri çıkmış halde,altlarına battaniye sererek yatmak zorunda kalıyorlar.
- 12 televizyon- televizyonların hiçbiri çalışmıyor, ikinci el bile olabilir, uzun süre hastanede yataktan kalkamadıkları odalarından çıkamadıkları için tek eğlenceleri televizyon.
- Yoğun bakım odası için bir ofis tipi buzdolabı
- 12 vantilatör-ısıtıcı
- 1 çamaşır makinesi
- 30 çarşaf
Elektronik aletler ikinci el de olabilir,yeter ki bir süre de olsa çalışsın.
Hepinizin desteklerini bekliyoruz....
mutluolalim@gmail.com
www.mutluolalim.com
--
Mutlu Olalim Projesi
www.mutluolalim.com
21 Temmuz 2011 Perşembe
6 haftadır diyetteyim ve tek kaybettiğim 5 kilo.
18 Temmuz 2011 Pazartesi
bir doğumgünü yazısı.
6 Temmuz 2011 Çarşamba
itiraf
kıskanç olduğum için,
kıskançlığımdan dolayı kendimi suçladığım için,
kıskançlığımın ötekini incitmesinden korktuğum için,
bir bayağılığın beni tutsak etmesine boyun eğdiğim için: dışarıda bırakıldığım, saldırgan olduğum, deli olduğum ve sıradan olduğum için acı çekerim.
roland barthes
öptümmm
bileginden optum seni
sonra ayakta optum
dudagindan optum seni
kapi araliginda optum
solugundan optum seni
bahcede cocuklar vardi
cocugundan optum seni
evime goturdum yastigimda
kasigindan optum seni
baska evlerde karsilastik
iliginden optum seni
en sonunda caddelere cikardim
kaynagindan optum seni
1 Temmuz 2011 Cuma
7 Haziran 2011 Salı
sana karşı ince bir sitem içindeyim.
2 Haziran 2011 Perşembe
pari'


31 Mayıs 2011 Salı
ayıpçı
4 Mayıs 2011 Çarşamba
yazara övgü
8 Nisan 2011 Cuma
blogspot versus tumblr
14 Mart 2011 Pazartesi
vee kazanan!
2 Mart 2011 Çarşamba
24 Şubat 2011 Perşembe
present perfectt!
bilmiyor idiyseniz de öğrendiniz, memnun oldum.


j. franco ile 127 saat.


19 Şubat 2011 Cumartesi
11 Şubat 2011 Cuma
testosteron sorunu!
bir hukukçu olarak,
bir çok kez tacizci/tecavücülerle karşılaşmış biri olarak,
ve hatta minicik kızlara taciz edenleri görmüş biri olarak.
şahsıma yapılan sözlü tacizlerden bile bu derece etkileniyorken, o küçücük kalplerin, ruhlarının ne denli hasara uğradığını tahmin bile edemiyorum.
hayatım boyunca hep adil oldum, elimden geldiğince tabi.
antep fıstıklarının bile sayılarak pay edildiği bir evde büyüdüğümden belki de.
akabinde seçtiğim- daha doğrusu beni seçen- mesleğim de adil olmamı gerektirdi.
hal böyle iken tüm objektivitem dahilinde tacizci bile olsa bir insanın hadım edilmesini insan haklarına aykırı buluyorum.
belki çoğunuz aksi görüştesiniz; sapık belasını bulsun diyorsunuz.
kavram karmaşası burada ortaya çıkıyor; cezasını bulmasını elbet ben de istiyorum.
misal infaz kanunları sayesinde 5 sene hapiste yatıp, çıkmasın istiyorum.
cezaevlerinin, girenin "dayı" olma hayali kurduğu, özenilecek yerler olmamasını istiyorum.
adalet sisteminde o kadar eksiklik varken, sadece birilerinin testosteronunu azaltmak neyi kurtaracak onu bilmek istiyorum.
ve iki gün sonra hırsızlık yapanın kolunun kesilmesini içeren düzenlemenin gelmeyeceğini bana kim garanti edecek bilmek istiyorum!
öperins!
10 Şubat 2011 Perşembe
bir matraş vakası
henüz nr 39 çizmelerimi almamış olduğumdan, siyah, yuvarlak burunlu ama illa ki ağzı bol bir çizme bakıyordum.
o sırada bir kızın bu botun siyahını denediğini gördüm, hatta denedi ve direk alıp, giydi.
her neyse uzatmayayım ben de bu rengini beğendim, ne aradığımı/ne bulduğumu umursamadan aldım.
ne kadar zor giyildiğine aldırmadan, geçirdim ayağıma istanbul'a gittim.
sabah evden çıkarken bi baktım hafif tozlanmış.
siz ayakkabınız tozlanınca ne yaparsınız? tabi ki yağlı süngerle sildim.
fakat o da ne! botun ön kısmında gördüğünüz siyah boya, olduğu gibi botun üstüne yayıldı!
normalde olayı abartıp ağlama raddesine gelebilen ben olayı oldukça sakin karşıladım nedense.
istinye park/matraş'a gidip meramımı anlattığımda; böyle bir şeyle ilk defa karşılaştıklarını, ayakkabıyı bırakırsam fabrikaya yollayabileceklerini söylediler.
pek tabi ki teşekkür edip, ankara'da aldığım yer olan tunalı/matraş'ta halledeceğimi söyledim.
sonra tunalı/matraş'a gitme, aynı serüven, ayakkabının fabrikaya gitmesi.
ve bot fabrikadan döndü, cevap şok!
yapacak bir şeyleri olmadığını, ayakkabının yağlı deri olduğunu ve süngerdeki yağı emdiğini söylediler.
botu yeni alıyorum, azımsanmayacak bir para veriyorum, alırken bir uyarı yapılmıyor, her normal insan gibi süngerle siliyorum ve ayakkabı *booom* elimde patlıyor.
tüketici hakem heyetine başvuracağımı söyledim, koordinatörleriyle konuştular "başvursun yapacak bir şey yok" demiş.
cihan, müşteri hizmetlerini aradı; döneceğiz dediler, dönmediler.
tam da botu alıp, tüketici hakem heyetine gitmeye hazırlanırken, matraş/tunalı'dan dönüş yaptılar.
sağolsunlar tüm çalışanların kişisel gayretleriyle botun değiştirilmesini sağlamışlar.
bu botun ıslak süngerle silinmemesi gerektiğini kendilerinin de bilmediğini söylediler.
gittim yep yenisini aldım.
şimdi yalayarak temizliyorum, ahahah tamam iğrençleşmeyeceğim.
velhasıl kelam bunu anlatıyorum ki ayakkabı alırken nasıl bakım yapılacağını muhakkak sorun.
benim gibi şanslı ve ilgili çalışanlara sahip değilseniz, lekeli ayakkabı ile kalırsınız ortada.
bu vesile ile matraş/tunalı çalışanlarına bir kez daha teşekkür ediyorum.
hani okumazlar da olsun.
öperins!
31 Ocak 2011 Pazartesi
ah muhsin ünlü/resulullah/alper canıgüz
bu şiiri sevenler de olabilir,
sırf dinsel öğeler geçiyor diye
sevmeyenler de.
umrumda değil.
ben şiiri sevdim,
alper canıgüz düzenlemesini de.
paylaştım.
zevkle.
okuyunuz.
ah muhsin ünlü vs. resulullah ("resulullah ile benim aramdaki farklar" şiiri)
resulullah süper bir insandı,
ben o kadar değilim,
resulullah yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm ya sıddık’ derdi,
ben yolda ebu bekir’i görsem tanımam.
resulullah asla yalan söylemezdi; ben annem ölürken hiç ağlamadım.
ben annem ölürken çok ağladım çünkü annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
resulullah azrail’i yolda görse tanırdı;
ben azrail’i annemin yanında görseydim ona bir çift lafım olurdu,
derdim ki şimdi yani af edersin ama o sıktığın annemin gırtlağı.
resulullah olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki, anam babam yoluna feda olsun ey allah’ın resulü;
fakat şu koca melek, annemin gırtlağını sıkıyor, bir şeyler yapamaz mıyız?
resulullah orada olsaydı annemin elini tutardı derdi ki ‘kızım ha gayret!’;
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben…’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz
resulullah o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm haşyetten bayılacaktım ama annem elimden tuttu.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının ellerini bırakmıyor ne tuhaf…
resulullah çok şanslı bir insan annesi öldüğünde o küçücüktü;
benim annem öldüğünde ben küçücük değildim,
zaten şanslı birisi de değilimdir,
filmlerim iş yapmaz.
annem daha yeni öldü fazla uzaklaşmış olamaz!
olamaz dedim annem son nefesini alıp da vermeyince verse de ben alsam onu,
içim ferahlasa, siz de görseniz
resulullah tutsa annemin elinden birlikte geçseler çölü nasıl olsa resulullah da ölü annem de ölü.
alper cangüz vs. ah muhsin ünlü
ah muhsin ünlü süper bir insandır,
ben o kadar değilim
ah muhsin ünlü yolda ebu bekir’i görse ‘es selamu aleyküm’ derdi,
ben yolda ebubekir’i görsem korkudan altıma sıçarım.
ah muhsin ünlü asla yalan söylemez;
ben annem beni döverken hiç ağlamadım.
ben annem beni döverken çok ağladım çünkü annem gırtlağından hırıltılar çıkarırken nasıl terliyordu, görmeliydiniz.
ah muhsin ünlü, azrail’i yolda görse selam verirdi;
ben azrail’i babamın yanında görmüştüm,
bir çift laf edebilseydim ona
derdim ki hayatta ben en çok babamı sevdim.
ah muhsin ünlü olsa ona bunları söylesem o bana gülümserdi;
o bana gülümserdi ben ona derdim ki,
‘anam babam ben de isterim yüzümde güller açsın,
fakat şu koca yumru boğazımı düğümlüyor, bir şeyler yapamaz mıyız?’
ah muhsin ünlü orada olsaydı annemin elini tutardı ve derdi ki ‘kızım bu ne gayret!’
ben orada olsaydım annemin elini tutardım ve derdim ki ‘anneciğim ölmesen…’
ben oradaydım annemin elini tuttum ve dedim ki ‘anneciğim seni ben öldürürüm’;
annem döndü bana bir baktı o bakışı görmeliydiniz.
ah muhsin ünlü o bakışı görseydi merhametten ağlardı;
ben o bakışı gördüm nefretten çıldıracaktım ama annem elini çekti.
ne tuhaf, anneler ölürken bile çocuklarının
anneler ölürken bile çocuklarının gururundan eser bırakmıyor ne tuhaf…
ah muhsin ünlü çok şanslı bir insanannesi öldüğünde o kocaman bir adamdı;
benim annem öldüğünde ben küçücüktüm,
zaten şanslı birisi de değilimdir; kitaplara inanmam.
annem çoktan öldü bu ayşe kadını o pişirmiş olamaz!
olamaz dedim annem nefes alıp vermeye devam edince
verse de ben almam onu, içim ferahlamaz,
siz de görseniz annem tutsa elimden birlikte geçsek çölü
nasıl olsa annem de ölü ben de ölü.
21 Ocak 2011 Cuma
bump

o abartıyor.
ama her geçen gün çıkan yeni uygulamalarıyla bizi bizden alıyor bu küçük elma.
en çok girdiği uygulamalar; echofon, facebook ve instagram olan benim için bile oldukça işlevsel.
kullanmasam bile orda olmasından mutluluk duyduğum bir çok uygulama mevcut.
bunlardan sonuncusu bump.
bluetooth'u olmadığı için eleştirilen iphone'da telefonlar arası nakil vasıtası.
uygulamayı açıp iphoneları birbirine michelle ve barack'ın nazik elleri gibi tokuşturunca iphonelar arası fotoğraf, müzik, video gibi bilgi alışverişi yapabiliyorsunuz.
şaka gibi ama evet, deli gibi telefon tokuşturup bluetooth sorununu çözmüş oluyorsunuz.
bump'ı deneyin ama gücünüzü denemeyin, kırılır falan benden bulrusunuz soora.
öperins!
20 Ocak 2011 Perşembe
çalmanın bu kadarı!
ama okumuş gibi olmuşum ki neredeyse aynıNı yazmışım!
bunun tek nedeni; nora'nın artık yazılarına http://noraashira.blogspot.com/ adresinden devam ettiğini atlamış olmam.
değiştirmeyenler değiştirsin, benim gibi rezil olmasın stop.
hop çiki bom bom mucks!
19 Ocak 2011 Çarşamba
ahmet kurtcebe alptemoçin
neden siz böylesiniz?
neden görsellik ön planda?
gazetelerin, dergilerin sadece resimlerine mi bakıyorsunuz acaba?
neden yazanla değil de giyenle, takanla ilgileniyorsunuz?
neden ha, neden?
if i fall in love, sun above me love!

ilk kez gidilen bir konser için söylenecek laf değil ama son olmaması adına böyle bir giriş yaptım.
ss(sınırlı sosyal) hayat koop. dahilinde oi va voi ankara'ya, ayağımızın dibine gelmişken kaçırmak olmaz dedik.
yalan ya, böyle bir şey demedik; duyunca gidip bileti aldım, cihan'la aramızda da buna ilişkin bir sohbet geçmedi.
zira cihan dünkü konsere kadar oi va voi'den bihaberdi.
ama bu konserde "moonlight, mooonlight" ve "just another refugee" diye bağırmasına engel olmadı.
solist ve kemancı arkadaşlar değişmiş.
hintli kemancıyı pek sempatik bulduğumu söyleyemeyeceğim, ama genel bir nedeni yok benim hintlilerle yaşadığım özel problemle alakalı.
solist, -fotoğrafta karanlıklar içinde görünmeyen siyahi-oldukça başarılıydı; sesi güzel, hareketli ve en önemlisi güzel bacak ve yüze sahipti. (en önemlisi?!?!?)
yanımdaki ergenin de dediği gibi "gördüğüm en güzel zenci la bu"
sonra efenime söyleyeyim eski-yeni belki de konumu itibariyle (sakarya caddesi) üniversite öğrencileri ile doluydu.
bir arkadaşım "bitliler" diye niteliyor ancak o kadar burjuva olmadığımdan "bizim çocuklar"demekle yetiniyorum.
konserin 2 gün olması, beklediğim kalabalığı azaltmış; dıbışık bir ortam olmadığından rahatça zıplayıp, hoplayabildim.
neticeten güzel bir konserdi.
bloga istanbul'dan katılanlar için bugün ve yarın istanbul'da olduklarını söyleyebilirim ama bilet kalamdığını duyduğumu da eklerim ki erol taş gülüşü yapabileyim.
NİHAHAHAHAHHAHA!
öperins!
hamiş: hediyeler aklımda korkmayınızgi.
15 Ocak 2011 Cumartesi
hediyeden hediye beğen
bir önceki postum tamemen şaka mahiyeinde yazılmış idi.
ama bakıyorum ki benden gelecek bir hediye paketini dört gözle bekliyor imişsiniz.
ee madem ben de bugün biraz alışveriş yapıp, size hoş bir paket hazırlayayım.
sonra da bunu self-ad olarak kullanırım, evet yaparım bunu.
pakete özel bir isteği olan?
öperins!
14 Ocak 2011 Cuma
üçyüzbeşyüzüçyüzbeşyüz
300. izleyici için özel bir şeyler yapayım dedim ve sürpriz bir hediye paketi hazırladım.
hediye paketinin içeriğini şimdi açıklamıyorum ama sizi temin ederim pek bi şeker, en az pegasus çocuk paketi kadar dolu dolu.
peki bu hediye paketini kazanmak için ne yapmalısınız?
*öncelikle izleyicim olmanız ve bunu her ortamda dile getirmeniz gerekiyor. (facebook,twitter,tumbrl, instagram, blogger, sms, mms, dolmuşta yanda oturan teyze, damacanayla su getiren oğlan )
*bu posta yorum bırakın ve beni övün, ne kadar zeki olduğumdan bahsedin.
*veee tabi ki ne yapın edin, 300. izleyici olun.
ahahahahah hiç güleceğim yoktu.
öperins!
12 Ocak 2011 Çarşamba
btw
11 Ocak 2011 Salı

niyetim uzun bir postta hepsini yazmak.
ama özetle bu geziye dair,
en büyük hayal kırıklıklarım;
1-h&m
2-terkos
3-ladurée makaronlar
en büyük mutluluklarım;
1-frida&diego
2-banyosuyu&hesionka&loreathan
3-arnavutköy&bebek
a tra poco...
baci baci baci!
5 Ocak 2011 Çarşamba
ottoman bugs.

fikrin toplumsal tepki boyutuyla ilgilenmediğimden, sadece böcekleri mide bulandırıcı bulduğumu söyleyebilirim.
değişik bir fikirdir nihayetinde, tebrik etmek lazım.
kartların devamı burda.
ottoman demişken, aşk-ı derundan bahsetmeden olmayacak herhalde.
hele ki bu akşamdan sonra, tüm sanal alemin bundan bahsedeceğine eminim.
diziyi twitterdan bile izleyebileceğimi sanıyorum.
kanuni'ye dair söyleyecek çok lafım var aslında.
suleiman the magnificient'a dair.
ağzına kadar dolu imparatorluk hazinesinin, 46 yılda tam takır kuru bakır olması,
koca devletin en yüksek seviyeden, duraklama devrine girmesi,
cidden muhteşemliği gerektirecek hareketler.
yaratılışındaki tek muhteşemlik yavuz'un oğlu olması belki de.
yavuz muhteşem olduğundan değil, ardında muhteşem bir ganimet bıraktığından.
diziyi izlemek istiyorum, "şüphe" den çok daha ilginç olduğu aşikar.
kanuni'ye ne açıdan baktıklarını da merak ediyorum aslında,
anladığım kadarıyla "hürrem"ce izleyeceğiz.
show tv bu sefer bir diziyi tutturacak galiba,
bekleyelims, görelims, öperins!
kuki a+

ben de üşenmedim saydım, "18. izleyicin olarak suçum ne" dedim tüm yüzsüzlüğümle.
baharcım da üşenmemiş, bana bu kurabiyeleri yapmış.
güzelce kutulamış, dün de bana postalamış.
ofiste kargo poşetini açıp, kutunun kapağını kaldırmamla kurabiyelerin bitmesi arasında geçen süreye "an" deniyor.
o hengamede zar zor cihan'a bir adet ayırdım, böyle de beyime düşkünümdür.
yediğim en güzel kurabiyeydi desem, belki alınanlar olabilir ama öyleydi.
meraklısı için tarifi burda.
siz de yapın, sonra bana yollayın; test edeyim bakayım olmuş mu.
hepinizi öperins, ama bugün en çok bahar'ı !